Ortaçağ haritacılığı, modern anlamda topografik doğruluğu amaçlamıyordu. XI. yüzyıldaki harita, bir navigatör haritası değil, bir manifestoydu.
O dönemde haritacılar, kendi kutsal saydıkları veya medeniyetin merkezi olarak gördükleri yeri dünyanın merkezi olarak işaretlerdi. Kasgari, Issık-Kul’u merkeze koyarak, “Bizim bölgemiz bir kenar değil, gelişmiş bir dünyanın kalbidir,” demiştir. Bu, “başlangıç noktası”nın her zaman gözlemciye bağlı olduğunu açıkça hatırlatan bir mesajdır. Kaşgari için Türk dünyası, kendi eksenine sahip, kendine yeterli ve büyük bir Evren’di.
Ünlü tarih araştırmacısı Eléri Bitikçi (Nazikbek Kıdırmışev), Kaşgari’nin eserinde Türk dillerinin Arapça ve Farsçaya karşı geri plana itilmesinden duyduğu endişeyi ifade ettiğini belirtiyor. Bu yüzden kendi temel eserini yaratmış ve haritası da aynı düşünceyle şekillenmiştir.
“Önceden, İslam haritacılarının çoğu dünyayı Kâbe etrafında şekillendiriyordu. Ancak Kaşgari, kendi devletini merkez olarak seçti. Haritası, Türk halkları ve Çin hakkında detaylı bilgi verirken, Avrupa hakkında daha az bilgi sunuyor. Burada üstünlük meselesi yoktur: Arap ve Avrupa haritaları kendi bölgelerini daha doğru şekilde tanımlar, ancak Mahmud’un haritası bizim haritamızdır,” uzman diyor .
Mahmud Kaşgari’nin haritasının başkentte yerleştirilmesi sadece şehri süslemek veya bir yıldönümüne saygı duruşu yapmak değil.
Tarihçilere göre, bu harita, bin yıl önceki dünyaya bakışımızı yansıtan, bizim kendi bakış açımızdır. Bu, Kırgız halkına, topraklarının medeniyetin dış köşesinde bir “beyaz nokta” değil, coğrafi ve entelektüel kalbi olduğunu yeniden hatırlatır.
Kıyâs Moldokasımov, haritanın göz önüne yerleştirilmesini son derece uygun bir girişim olarak değerlendiriyor.
“Bu, büyük düşünürümüzü onurlandırdığımızı ve mirasımızla gururlanmayı bildiğimizi açıkça gösteren parlak bir kanıt olacaktır. Mahmud Kaşgari, Issık-Kul’u Dünya’nın merkezi olarak net bir şekilde işaret etti. Bu eser paha biçilemez: sadece kendi zamanında bölgemizi dünyanın merkezi ilan etmekle kalmadı, o dönemde Kırgızistan’da bulunan şehirlerin yerleşimini de ayrıntılı bir şekilde kaydetti,” diyor tarihçi.
Eléri Bitikçi ise projenin eğitimsel rolüne dikkat çekiyor. Ona göre, insanlar, bölgemizdeki bilimin Avrupa kurumlarından çok önce geliştiğini anlayacaklar.
“Bu, sadece Yenisey Kırgızlarının değil, aynı zamanda Karahanlılar gibi büyük bir medeniyetin ve burada yaşamış diğer halkların torunları olduğumuzu hatırlatır,” diye araştırmacı sonuçlandırıyor.


Yorum yazabilirsiniz