Dış Politika Güvenlik Siyaset

Türkistan: Bölge Hangi Dinamiklerle Yaşıyor ve İstikrarını Nasıl Koruyor?

Dünyadakı gerilimin artmasıyla birlikte, Türkistan, Avrasya’nın nadir istikrarlı bölgelerinden biri olarak öne çıkıyor. Siyaset bilimci Şuhrat Taciev, bölgenin küresel belirsizlik içinde nasıl istikrarını koruduğunu, hangi gayri resmi kurallar ve dengelerle başardığını analiz ediyor.

Bugün Türkistan’daki iç ilişkiler ve bölgesel düzen nasıl şekilleniyor? Türkistan topluluğu, Avrasya ve uluslararası meselelerle nasıl ilişki kuruyor? Ve en önemlisi, Türkistan bu huzursuz dünyada istikrarını nasıl koruyor? Bunları anlamaya çalışalım.

Türkistan Bölgesi

Bugün bölgeler, giderek daha az “harita”ya göre, daha çok karşılıklı bağımlılıklar temelinde yaşamaktadır. Ülkeler birbirlerine ittifak yapmayabilir, birbirlerine güvenmeyebilir veya büyük anlaşmalar imzalamayabilir, ancak yine de anlaşmak zorundadırlar. Su, enerji, göç, güvenlik, ulaşım — bu konulardan kaçış yoktur. Ya bölge birlikte yaşamayı öğrenir, ya da istikrarsızlıkla yüzleşir.

Bölgeselcilik tek bir modele sahip değildir — esnektir ve çok katmanlıdır. Ama işte bu bölgeselcilik, 21. yüzyılda politikanın sadece küresel değil, aynı zamanda bölgesel düzeyde de nasıl şekillendiğini anlamanın anahtarıdır. Bu seviyeyi göz ardı etmek, yeni uluslararası sistemin mimarisini anlamamak anlamına gelir.

Son yıllarda küresel düzendeki önemli değişikliklerle birlikte, Türkistan’a olan ilgi de artmıştır: Bu bölgedeki ülkeler, nasıl bir mantıkla bir arada yaşadılar ve birbirleriyle ve dış dünyayla ilişkilerini nasıl inşa ettiler?

Türkistan, tarihsel olarak bir bölge olarak şekillenmiştir — coğrafya, ticaret yolları, kültürel bağlar ve binlerce yıllık tarih sayesinde. Ancak, bu bölgenin modern politik düzeni, özellikle post-Sovyet dönemde bilinçli bir seçim sonucu ortaya çıkmıştır. Bölge sadece bir coğrafya değil, aynı zamanda onun politik bir tanımlanış biçimidir. Türkistan bazen Büyük Avrasya’ya dahil edilir, bazen İslam veya Türk dünyasına dahil edilir, bazen ise bağımsız bir uluslararası politika merkezi olarak ele alınır. Türkistan’ın, “büyük satranç tahtası” ya da Büyük Türkistan kavramları gibi tanımlamalarla ifade edilmesine dair denemeleri hatırlıyoruz. Bu kesişen çerçeveler, bölgenin birliğini bulanıklaştırmamıştır. Aksine, çoklu kimlik bu bölgenin dayanıklılığını güçlendirmiştir: Bölge, aynı anda birkaç stratejik ölçekte hareket edebilme yeteneğine sahiptir.

Önemli bir örnek — Azerbaycan’ın Türkistan Devlet Başkanları Danışma Toplantıları’na dahil edilmesidir. Burada belirleyici olan şey, coğrafya değil, çıkarların örtüşmesi ve bölgenin politik alanının genişlemesidir.

Bölgesel Düzen — Türkistan’ı Anlamanın Anahtarı

Bölgeyi farklı terimler ve kavramlarla tanımlasalar da, Orta Asya’da, devletlerin bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra bir tür bölgesel düzen korunmuştur. Yani, hiçbir koşulda geri adım atılmayan hedefler, kurallar, normlar ve ilkeler sistemi. Bu bölgedeki etkileşimler, katı uluslararası kurumlar olmaksızın ama sağlam davranış normlarıyla şekillenmiştir. Resmi mekanizmalar ve gayri resmi anlaşmaların birleşimi, devletlerin dış baskılar altında bile tahmin edilebilirliğini korumasını sağlar.

Bugün Türkistan’daki bölgesel düzen, aynı anda üç düzeyde — bölgesel, makro-bölgesel ve küresel — mevcuttur. Bu daha geniş süreçlere entegre olmuştur, ancak içinde eriyip kaybolmaz. Bu çok katmanlılık, bölgenin dengeyi korumasına ve sert hegemonyalardan kaçınmasına olanak tanır.

Modern dünyada istikrar sadece kaynaklarla değil, aynı zamanda kendi yapısını kurma yeteneğiyle belirlenir. Orta Asya, kendi yapısını oluşturmuş ve bunu güçlendirmeye devam etmektedir.

Bölgedeki Kurallar ve Davranış Normları

Türkistan’daki bölgesel düzen, tüm devletler tarafından paylaşılan temel hedefler, davranış normları ve kurallar üzerine inşa edilmiştir.

Bugün, egemenliği, bağımsızlığı ve karşılıklı saygıyı korumak, bölgesel politikanın ana hedefleri olmaya devam etmektedir. Tarihsel değerler ve davranış kodlarından hareketle, bölge ülkelerinin komşularına yönelik stratejileri, “eğer komşu huzurluysa, sen de huzurlu olursun” ilkesine dayanmaktadır.

Bölge ülkeleri, birlikte var olmanın temel kurallarına uymaya çalışmaktadır. Tüm ülkeler için en önemli hedef, etnik ve diğer uluslararası çatışmaların önlenmesidir. Müdahaleci olmama ve müdahale etmeme kuralı açıkça görülmektedir. Örneğin, etnik temelli anlaşmazlıklar nadiren uluslararası düzeye taşınır ve ciddi çatışmalara yol açmaz (2010 yılında Oş ve Jalalabad’daki trajik olayları hatırlayabiliriz). Özbekler, Kırgızistan veya Türkmenistan’da, Taşkent tarafından bu ülkelerin vatandaşları olarak kabul edilir, ayrıca Özbekistan ve Türkmenistan arasında su kaynaklarının eşit paylaşılması, işbirliği konusunda pratik bir hazırlığı göstermektedir.

Devlet inşası ve çıkarları arasındaki farklar, halklar arasında yüzyıllardır süregelen dostane ilişkiler ve karşılıklı anlayışa etki etmez. Bu durum, devlet başkanlarının birbirlerine karşı siyasi tutumlarını da belirler.

Bölgedeki güç dengesinin korunması kuralı ve “büyük kardeş” tarzı davranışlardan kaçınma kuralı vardır. Bir diğer gayri resmi kural ise büyük güçlerle (ABD, Rusya, Çin) çeşitlendirilmiş ekonomik ve askeri yükümlülüklerle dengeyi sağlamaktır. Sınır, su, enerji, ulaşım ve diğer nedenlerle yerel ve bazen “sıcak” çatışmalar yaşansa da, bölge ülkeleri her zaman toprak bütünlüğü ve “kırmızı çizgiler” ihlal edilmeden çözüm aramıştır. Örneğin, 2022 yılı başında Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın enerji krizine karşı gösterdikleri çözüm odaklı yaklaşım, Özbekistan’ın Koordinasyon Elektrik Enerjisi Konseyi’nin yetkisini genişletme önerisini güncellemiştir.

Özbekistan ile Tacikistan, Kırgızistan ile Tacikistan arasındaki sınır sorunları yıllarca süren anlaşmazlıklar çözülmüş, Özbekistan Tacikistan topraklarında hidroelektrik projelerine katılmaktadır. Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan’ın hidroenerji projelerine yatırımlarını memnuniyetle karşılamaktadır. Türkistan ülkelerinin politikaları, yalnızca saldırgan olmadıkları ve komşuluk geleneklerine saygı gösterdikleri takdirde meşru kabul edilir. Enklavlar, azınlık hakları ve sınır köyleri ile ilgili sorunlar, halkın ve ulusal (ve yerel) elitlerin çıkarları göz önünde bulundurularak çözülür. Bölge halkları birbirlerini “kendi halkları” olarak gördükleri için, kamuoyu, barış ve istikrarın korunmasında kilit rol oynamaktadır. Siyasi iktidarın değişmesi sürecinde, karşılıklı meşruiyetin desteklenmesi kuralı vardır.

Yorum yazabilirsiniz