Bilim ve Teknoloji Ekonomi Türk Dünyası

Türkistan’da Derinleşen Su Krizi: Sorun Doğadan Çok Yönetimde

Türkistan, su kaynakları açısından dünyanın en kırılgan bölgelerinden biri haline geliyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) güncel verilerine göre, bölge ülkeleri 2015 yılından bu yana kişi başına düşen yenilenebilir tatlı su kaynaklarının yaklaşık %12’sini kaybetti. Bu oran, küresel ölçekte en yüksek düşüşler arasında yer alıyor ve Türkistan’ı ciddi bir su stresi eşiğine yaklaştırıyor.

Uzmanlara göre bu tabloyu yalnızca iklim değişikliğiyle açıklamak mümkün değil. Sorunun merkezinde, Sovyet döneminden miras kalan ve günümüz koşullarına uyum sağlayamayan su yönetimi anlayışı bulunuyor. Tüm Türkistan ülkelerinin Aral Denizi havzasını paylaşması, su meselesini doğası gereği devletler arası bir sorun haline getirirken, ülkelerin büyük ölçüde ulusal önceliklerle hareket etmesi krizi daha da derinleştiriyor.

Bölgedeki su tüketiminin önemli bir bölümü tarımsal üretimden kaynaklanıyor. Pamuk ve pirinç gibi suya bağımlı ürünlerin üretiminde ısrar edilmesi, sınırlı su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor. Buna ek olarak, sulama altyapısının eski ve verimsiz olması, suyun büyük bir kısmının daha tarlaya ulaşmadan kaybolmasına neden oluyor. Barajlardaki doluluk oranlarının son yıllarda belirgin şekilde düşmesi ise, yalnızca tarımı değil, hidroelektrik üretimini de tehdit eden yeni bir risk alanı yaratıyor.

Türkistan ülkeleri son dönemde su tasarrufu ve verimlilik odaklı reformlara yönelse de, bu çabalar henüz krizin ölçeğiyle uyumlu değil. Su politikalarının büyük ölçüde nehirler, barajlar ve yeraltı sularına dayalı “mavi su” kullanımına odaklanması, ekosistemlerin doğal su tutma kapasitesini ifade eden “yeşil su” döngüsünün göz ardı edilmesine yol açıyor. Oysa uzmanlar, uzun vadeli su güvenliğinin ancak toprağın, bitki örtüsünün ve doğal peyzajın suyu tutma yeteneğinin yeniden güçlendirilmesiyle mümkün olabileceğini vurguluyor.

İklim değişikliği ise krizin çarpan etkisini artırıyor. Önümüzdeki yıllarda buzulların hızla erimesi, geçici bir su bolluğu algısı yaratabilir. Ancak son 50 yılda bölgedeki buzulların yaklaşık %30’unu kaybettiği gerçeği, bu durumun kısa vadeli bir yanılsama olduğunu gösteriyor. Orta vadede azalan yağışlar ve artan sıcaklıklar, su arzını daha da kısıtlayacak.

Zaman zaman gündeme gelen Sibirya nehirlerinden Türkistan’a su aktarımı gibi mega projeler ise, uzmanlar tarafından temkinle karşılanıyor. Aral Denizi felaketinin hâlâ canlı bir hafıza olduğu bölgede, ekosistemlere yönelik büyük ölçekli müdahalelerin öngörülemez ve geri dönülmez sonuçlar doğurabileceği hatırlatılıyor. Bu nedenle çözüm arayışlarının, yüksek riskli mühendislik projelerinden ziyade, iklim değişikliğine uyum ve mevcut kaynakların daha akılcı yönetimi üzerine yoğunlaşması gerektiği ifade ediliyor.

Uzmanların ortak görüşü, Türkistan’daki su krizinin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele olduğu yönünde. Etkili ve kalıcı bir çözüm, ancak devletler arası iş birliğinin güçlendirilmesi, ortak veri paylaşımı ve bölgesel planlama mekanizmalarının işler hale getirilmesiyle mümkün olabilir. Aksi takdirde su, Türkistan’da yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıkıp, ekonomik ve jeopolitik bir risk unsuruna dönüşme potansiyeli taşımaya devam edecek.

Yorum yazabilirsiniz