Gündem Türk Dünyası

TÜRK DÜNYASINDA NEVRUZ KUTLAMALARI

Yazan Tüdev

ÖZET

Nevruz tüm Türk Dünyasında kutlanan geleneksel bahar bayramıdır. 21 Martta gece ile gündüz eşitlenir ve yeni bir gün başlar. Nevruz da yeni bir gün, yeni başlangıç ve yeni bir yıl anlamına gelir ve o gün coşkuyla kutlanır. Nevruzun halkın birlik, beraberlik ve barış içinde yaşamaları açısından önemi büyüktür. Nevruz, halk arasında, aydınlığın karanlığı, sıcağın soğuğu, gerçeğin yalanı, iyinin kötüyü yendiği gün olarak bilinir. Nevruz yenilenmenin ve hayatın bayramıdır. Türkistan’dan Balkanlara kadar çok geniş bir bölgede yerel renk ve inançlarla kutlanan Nevruz, her halkın kendi kültür değerleriyle özdeşleştirilerek baharın gelişini kutlayan bir gündür. 21 Mart ile birlikte havalar ısınmaya, karlar erimeye, ağaçlar çiçeklenmeye, toprak yeşermeye, göçmen kuşlar yuvalarına dönmeye başlar. Bu nedenle 21 Mart bütün varlıklar için uyanış, diriliş ve yaradılış günü olarak kabul edilir. On iki Hayvanlı Türk Takviminde görüldüğü üzere Nevruz, Türklerde de çok eskiden beri bilinmekte ve törenlerle kutlanmaktadır. Türklerde Nevruz hakkındaki anlatılan rivayetler o günün bir kurtuluş günü olduğunu göstermektedir. Yani bu bir Ergenekon’dan çıkıştır. Bu nedenle bugün Türklerde Nevruz, yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilmiş ve günümüze kadar bayramla kutlanmıştır. Türk topluluklarından Azerbaycan, Kazak, Kırgız, Türkmen, Özbek, Tatar, Uygur Türkleri, Anadolu Türkleri ve Balkan Türkleri Nevruz geleneğini canlı olarak günümüze kadar yaşatmışlardır. Yaşadıkları geniş coğrafyada doğa ve çevrenin uyanışının kutlandığı Nevruz Bayramı’nın Anadolu’da ve Türk halklarının kültürünün yayıldığı bölgelerde de son derece köklü ve zengin bir geçmişi vardır.

Anahtar kelimeler; Nevruz, Türk Dünyası, gelenekler.

ABSTRACT

Nevruz is the traditional spring festival celebrated throughout the Turkish World. On March 21st, day and night are equalized and a new day begins. Nevruz means a new day, a new beginning and a new year and is celebrated with enthusiasm that day. Nevruzun is a great way of life in terms of unity, solidarity and peace. It is known that Nevruz Feast celebrated thousands of years between the Turks and other peoples with great fun and enthusiasm as the beginning of the new year and the arrival of spring. Especially this feast continues to be celebrated among the Turkish tribes since the departure from Ergenekon, that is to say the descent to the plain from the mountain, as the symbol of freedom, spring and life. “Nevruz is known as the day among the people, the darkness of the light, the coldness of the warmth, the truth of the day, the day when the good is evil, Nevruz is renovated and celebrated for life Nevruz is celebrated with local colors and beliefs in a vast region from Turkestan to the peoples of the Balkans, it is a day celebrating the arrival of spring. There is a deeply rooted and rich history in the regions of Nevruz Bayramı where Anatolia and Turkish culture spread. With the 21st of March, the air starts to warm up, the snow melt, the trees bloom, the soil blooms, and the migratory birds return to their homes. For this reason, March 21st is regarded as the day of awakening, resurrection and creation for all beings.

As it is seen in the twelve Animal Turkic calendar, it has been known for a long time in the Turks and is celebrated with ceremonies. The main narration about Nevruz in Turks is to be accepted as a day of salvation today. So get out of Ergenekon. For this reason today Nevruz in the Turks was accepted as the beginning of the new year and celebrated with the feast day by day. Azerbaijan, Kazak, Kyrgyz, Turkmen, Uzbek, Tatar, Uyghur Turks, Anatolian Turks and Balkan Turks from Turkic societies have kept the Nevruz tradition alive until today.

Keywords; Nevruz, Turkish World, traditions.

Nevruz Çiçeğinin (Bayçeçek- Bayçeçekey) Anlamı

Kışın ardından baharın gelişinin çeşitli şenlik ve eğlencelerle kutlandığı, halkın bayram yaptığı bir gün olan Nevruz’un sembolü, kıştan sonra kırlarda diğer çiçeklerden daha önce çıkan ve adını bu günden alan Nevruz çiçeği’dir. Bu çiçek baharın müjdecisidir. Hemen, karların tamamen erimesini bile beklemeden, karların arasından çıkan çiçektir. Havalar ısınmaya başladığı için tabiat canlanır. Bu günlerde ortaya çıkan çiçek Kardelen diğer adı ile Nevruz Çiçeği’dir. Anadolu’nun pek çok yerinde Çiğdem adı ile tanınan kardelen çiçeği, Türkistanda, Azerbaycan’da, İran’da ve diğer Türk halkların arasında Kar Çiçeği, Kardelen, Nevruz Gülü adları ile bilinir (Ögel, B. 1997,108).

“Kazak Türklerinde Nevruz çiçeğine Bayşeşek denmektedir Bay, zenginlik, bereket bolluk demektir. Dolayısıyla Bayşeşek, bereket çiçeği anlamına gelmektedir. Kazaklardaki Bayşeşek, karın erimesiyle beraber ilk açan çiçektir. Bayşeşek’in çok olması kar suyunun bolluğuna bağlı olduğu için, doğal olarak o senenin bolluk içinde geçeceğine işaret eder.
Bayşeşek’in diğer adı “Navrızgüldür. Ancak, halk arasında Navrızgül yerine daha çok Bayşeşek adı kullanılır. Navrızgül-Bayşeşek, baharın müjdecisi olduğu kadar gençliğin, bekaretin, geç kızların da sembolüdür. Kazak kızlarının arasında Banuşeşek, Gül Bamı, Navrızgül gibi isimler çok yaygındır. Halk folklorunda genç kızlar tarif edilirken “Bayşeşektey bür carğan, Bayçiçek gibi tomurcuk açan” (Serapilin , 1993:48) ifadesi kullanılır.

Kazaklar arasında Navrızgül, Bayşeşek’i ilk görenin dileğinin kabul olacağı inancı yaygındır. Halk arasında anlatılan bir hikayede, Nuh Tufanı’nda karayı ilk gören kuş olarak kırlangıç ve karada biten ilk bitki olarak da Bayşeşek zikredilir. Bu sebepten dolayı kırlangıçın yuvasını bozmak günah ve Bayçiçeği koparmak da hoş karşılanmaz ve hatla Navrızgül, Bayşeşek toplamaya yetişkinlerden ziyade masum, günahsız kabul edilen çocuklar giderler. Mart ayının ilk günlerinden itibaren Nevruz hazırlıklarına başlanıldığı, ilk “kardelen” çiçekleri açtığı zaman çocukların bunları topladığı ve akşam evlerine dönen büyüklerine mavi desteler halinde hediye ettiklerini, ilkbahar çiçeğiyle ilgili şiirler okuyarak baharlarını kutladıkları bilinmektedir.

Kırgız Türkleri arasında da “uzun ve zor kıştan kurtulup, bolluk ve bereket mevsimi olan yaza geçişin, güzel umut ve dileklerin dilenişinin, açlıktan tokluğa geçişin bayramı olarak kutlanan Nevruz (Nooruz)’da çocukların ebeveyinleri için toplamaya çıktıkları Bayçeçek-Bayçeçekey adları ile tanınan Nevruz Çiçeği’ne Kar Çiçeği, Sarı Bayçeçekey adları da verilmektedir.
Nevruz Çiçeği, Türk Cumhuriyetlerinin yanısıra çeşitli Türk topluluklarında da vazgeçilmez bir semboldür. Doğu Türkistan’da Uygurların hayatında da önemli yeri olan Nevruz Çiçeği, Tuva Türklerinin kâğıt paralarında ve aynı zamanda Kazan Tatarlarının da giyim-kuşamlarmda millî sembol olarak yer almaktadır. Bulgaristan’da yaşayan Türkler de, tıpkı Kazak Türkleri gibi Nevruz Çiçeği’ne, sadece “çiçek-kar çiçeği” adını vermektedirler.
“Canlılık, tazelik, yenilik, gençlik, hürriyet, saflık, masumluk, şeffaflık, güzellik, bekaret, bereket, zenginlik gibi özellikleriyle Nevruz Çiçeği, eskiden olduğu gibi dünümüzde de Türk halklarının, mimari ve küçük el sanatlarında, geleneksel unsur olarak kısmen kalıplaşmış şekilde, güçlü sembolik anlamı ile motif olarak işlenmeye devam etmektedir

 

Nevruz Öncesi “Amal” Helalleşme Geleneği

Kazak Türkleri Nevruz Bayramına bir hafta kala “Amal” geleneğini bir kutlamayla gerçekleştirirler. “Amal” insanlar arasındaki hoş görü, affetme, helalleşme, saygı ve paylaşımı yansıtır. Kutlama, Nevruz Bayramından önce tüm küslüklerin ve dargınlıkların sona erdirilmesiyle yeni yıla barış ve huzur içinde girme amacıyla düzenlenir. Bu kutlama unutulan bir geleneğin yeniden canlanmasının bir örneğidir.

Amal Bayramı, Kazak halkının Nevruz bayramından önce kutlanan güzel bir bayramı olarak bilinir. Eskiden bu bayram sadece Batı Kazakistan ve Rusya sınırındaki Kazaklara has bir gelenekken, daha sonraları bütün Kazakistan halkı kutlamaya başlamış. 

Yeni Yılı Baybaktı Kazıbek takvimine göre kutlayanlar 14 Nevruzu Amal ya da “Körisu (görüşme, kavuşma)”  günü olarak biliyorlar. O gün köy halkı erkenden kalkıp kendisinden büyük insanlara selam verir ve hal hatır sorar. Selamlaşarak “Yeni yaşın kutlu olsun!”, “Nice yaşlara, ömrün uzun olsun!” diye dilek dilerler. Körisu gününde eski kırgınlıklar, kızgınlıklar, öfkeler, küs olanlar birbirini misafirliğe çağırır, akrabalarla esenlik, sağlık sorulur, birbirine kut-bereke dilerler. Ayrıca Körisu gününde kış mevsiminden sağ-salım çıktıkları için sevinerek birbirlerini yoklama yaparlar. Körisü gününü sabırsızlıkla bekleyen her aile kendi sofrasını önceden hazırlamaya başlarlar. Sofralara Kazak halkına özel tatlılar, pişiler, yemekler konulur.  Körisu günü, herkesin birbirine sadece selam verme, iyi dilekler dileme günü değil, büyüklere saygı gösterme günü olarak da bilinir. Körisu günü sadece bir gün değil, günlerce devam edebilmiş. Böylelikle herkesin birbirine dilediği iyi dileklerle dolu olan kutlama 22 Mart, Nevruz bayramına kadar uzamış.

Kazak Türklerinde Nevruz günü Mevlid okutulur. Evler boyanır, temizlenir. Yeni ve temiz elbiseler giyilir. Ateş üzerinden atlanır. Bu uygulamyı yaparak eski yılın kötüklerini ve hastalıklarını yok edip, yeni yıla sağliklı ve mutlu şekilde girdiklerine inanılır. O gün yapılan yemeğe “Nevruz köcö” adını verilir ve komşulara dağıtılır (Serapilin , 1993:78).

Kırgızistan’da da 20 Mart günü, Nevruz kutlamasından bir gün önce halk küslük ve dargınlığın sona ermesi için helâlleşme adetini gerçekleştirirler ve o gün tüm küslükler biter. Aynı gün halk bir araya toplanır ve Nevruz günü yenilecek olan geleneksel bayram yemeği sümölök için hazırlıklara başlarlar.

Geleneksel Nevruz Yemeği “Sümölök”

Sümölök buğdaydan yapılan karışık tatlı olup Nevruzun baş yemeğidir. Sümölök’ün yapımı zahmetli olduğu için, Kırgız adetlerinde bir köy veya bir mahalle ortaklaşa yaparlar. Sümölök her sene 20 Mart günü sabah saat 10 – 11 gibi pişirilmeye başlanır. İlk olarak kızgın kazanda sıvı yağ kızdırılır. Yağının içerisine su eklenir. Bu işlem kazandaki yağın kıvamını iyice inceltir. Arkasından yavaş yavaş buğday unu ile 2 gün önceden hazırlanıp dinlendirilen buğday suyu ilave edilir. Un ve buğday suyu yavaşça ilave edilmelidir. Bu arada iki kişi tarafından sümölök kazanı kaynayana kadar sürekli karıştırılmalıdır. Bir saatin sonunda kaynamaya başlayan sümölök ilk anda koyu çorba kıvamını alacaktır. Sümölök kaynamaya başladıktan sonra, kazanın altında yakılan odun ateşinin ayarı düşürülür. Orta derecede kaynamayı sürdürmesi sağlanır. 3 – 4 saat yalnızca yağ, un, buğday suyu ve saf sudan oluşan karışım durmaksızın karıştırılır. 4. saatin sonunda, kaynamakta olan sümölöğün içerisine 40 adet kabuğu kırılmamış ceviz atılır. Cevizlerin atılmasından sonra sümölöğün rengi kahverengine dönüşür. Cevizler sümölöğe renk ve lezzet katar. Ayrıca cevizlerin atılmasından hemen sonra yıkanıp temizlenmiş 41 adet taş atılır. Taşlar orta büyüklüktedir. Kazanın dibine tortu birikmesini ve sümölöğün altının yanmasını engeller. Gece saat 12 ye kadar kaynayan sümölök başında duran kişiler tarafından sürekli karıştırılır. Kazan karıştırma işi oldukça zordur. Koyulaşan kıvam ağırlaştıkça karışması da zorlaşır. Gece saat 12 de sümölök pişirenlerin en yaşlısı gelip kıvamını onayladıktan sonra sümölök demlenmeye bırakılır. Demleme işi şu şekil yapılır. Ayrı bir kapta un ve su karıştırılır içerisine bir adet yumurta ve bir bardak tuzlu su ilave edilir. Hazırlanan karışım iyice karıştırılır kulak memesi kıvamındaki karışım kaynamakta olan sümölöğün içerisine ilave edilir 15 dakika daha karıştırılarak kazanın ağzı kapatılır, ocağın ateşi iyice azaltılır. Bazı bölgelerde farklı bir tat elde etmek için ceviz, fıstık, kuru üzüm, kuru erik ve şeker de ilave ederler. Sabaha kadar demlemeye bırakılan sümölök artık açılmaya hazır hale gelir (Yıldız Naciye, 2004:299).

Türk halklarında Nevruz Bayramı’na özel yılda sadece bir kere yapılan sümölök tatlısının çok ilginç bir hikayesi de vardır. Hikayeye göre; “bir zamanlar yoksul bir kadın varmış. Kadın, çocuklarının karnını doyurmak için çimlenmiş buğday ve taş toplayıp eve getirmiş. Kazana attığı taşlara ve buğdaya su ekleyip sürekli karıştıran anne, çocuklarını avutmak için yemek hazırladığını gösterirmiş. Yemeği beklemekten usanan çocuklar, kazandaki taşların birbirine değmesinden çıkan gürültü yüzünden uyuyakalırmış. Sabah kalktıklarında bir kazan dolusu yemek bulan anne ve çocukları, böylece açlıktan kurtulmuş” (Karataev, Olcabay, 1995: 46). Hikayede de anlatıldığı gibi bu yemeğin bereketlenmesi, çoğalması ve açlıktan kurtarması onu kutsal ve değerli yapmaktadır. 

Kırgızlarda sümölök açma adeti büyük önem taşır. Sümölök yapımında yardımcı olan herkes kazanın etrafında toplanır ve dua edilir. Kapak açarken kim neye niyet ettiyse sümölöğe bakarken onu gördüklerini söylerler (Kaşkarlı, M., 1996: 38). Dualardan sona sümölöğü pişiren en yaşlı ve saygı duyulan kişi tarafından kapağı açılır ve dağıtılmaya başlanır. Sümölök renk olarak kahverengi, lezzet olarak ise tatlıdır. 

Kırgız ve Kazak Türklerinde Sümölök, Azerbaycan ve Türkmenlerde Semeni, Özbeklerde de Sumalak adıyla bilinen bu özel Nevruz yemeği, Nevruz günü sabahın erken saatlerinde halka ikram edilir. Akabinde tüm gün geleneksel oyunlar şarkılar ve eğlenceler eşliğinde kutlama devam eder.

Nevruz Kutlamasında Tütsü İnanışı

Nevruz kutlamalarının olmazsa olmaz geleneklerinden biri de o gün yapılan tütsü adetleridir. Tabiatla iç içe yaşayan Türk boylarında nazar ve kötü ruhlara karşı uygulanan örf ve adetler hemen hemen hepsinde aynıdır. Bu inanış, kurutulmuş ardıç ağcının budaklarını derin bir kapta, az bir kor ateşle közleyecek yaptıkları bir uygulamadır. İnsanların bulunduğu yerlerdeki (evde, iş yerlerinde) uğursuz ve kötü ruhların yaratacağı olumsuz etkilerden uzaklaştırmak ve arındırmak için yapılır. Bu inanış ayrıca hasta yatan insanlar üzerinde de tez zamanda hastalığından arınması dileği ile de uygulanır. Kırgız, Kazak ve Özbek Türkleri’nde karanlığın başlamasıyla kötü ruhların etrafta dolaşmaya başladığını düşünürler. Bu nedenle de gün batımıyla birlikte hemen bu uygulamayı gerçekleştirilir. Uzun zaman dışarıda bulunan aile bireyi eve döndüğünde kendisiyle birlikte kötü ruhların etkisini de eve getireceğini düşünerek eşikten geçmeden önce beklettirip üzerinde tütsü yaparlar. Bebeklerin üzerinde nazarın daha fazla olduğuna inandıklarından beşiğe yatırmadan önce de beşiği tütsülerler. Nevruz günü de eski yılın kötülük ve hastalıklarının yeni yıla taşınmaması, yeni yıla temiz ve arındırılmış halde girmeleri için hem ev içi hem ev dışı hem de bireyler defalarca tütsülenir. Böylece insanlar Nevruzla birlikte yeni yıla tertemiz arındırılmış olarak girdiklerini düşünerek huzura kavuşurlar.

Nevruz sabahı evlerde kurutulan ardıç ağacı ile etraf tütsülenir, ölmüş adamlar hatırlanıp, Kur’an okutulur. Gelenlere Sümölök dağıtılır. Ondan yiyenler, şunları söyleyerek ayrılırlar:
“Alas, alas, alas,
Ar baleeden kalas,
Aydan aman, cıldan esen bololu. 
Cakşılıktı Tengir berdi.
Oroobuz danga tolsun! 
Oozubuz nanga tolsun!
‘Türkçe çevirisi;
Uzak, uzak, uzak, 
Her beladan kurtuluş, 
Daima sağ-salim olalım. 
İyiliği Tanrı verdi, 
Aydınlık günleri çok verdi, 
Ambarımız buğdayla dolsun! 
Ağzımız ekmekle dolsun” (Cumakunova, 1997: 81.) derler.

TÜRK CUMHURİYETLERİNDE NEVRUZ KUTLAMALARI

Kırgızistan

Orta Asya’nın en eski halklarından olan Kırgızlar, en önemli milli bayramları olarak bildikler Nevruzu ülke genelinde resmi olarak kutlarlar. Kırgızların göçebe hayat tarzı, köklü bir göçebe medeniyeti meydana getirmiştir. Tabiatla devamlı iç içe olmaları, bir tabiat bayramı olan Nevruz bayramı geleneğini çok anlamlı kılmıştır. Her unsurunda doğanın izlerini taşıyan bu kültür giderek gelişmiştir. Giyim kuşamlarındaki renklerden, yaptıkları el işlerinin motiflerine kadar, nakışlardaki ve müziklerdeki ahenge kadar tabiattan birer yansımalardır. Kullandıkları 12 hayvan takvimleri, ayların, mevsimlerin, yıldızların, ayın, güneşin haraketleri hakkındaki yorumları tamamen Kırgızların tabiat bilgileri ile astrolojik izlenimlerin üzerine kurulmuştur.

Kırgızlar, gece ile gündüzün eşit olduğu bu güne Nooruz derler. Bu güne özel “Sümölök” adını verdikleri yemek yapıp yerler (Cumakunova, 1997:107). “Auz köcö” denilen darı yarması ve buday, bulgur konulan tirit de bu günün özel yemeğidir. 21 Martta kutlanan bu bayram, şarkı, türkü, milli oyunlar ve eğlencelerle devam eder.

Ayrıca Nevruz günü, durumu iyi olanlar, fakirlere ve kimsesizlere sadaka verip hayır hasenatta bulunurlar. Köylerde yeni yılın ateş gibi sıcak olması için, dışarıda ateş yakıp, “bu yıl bize ateş gibi sıcak bir hayat getirsin” diyerek onun üzerinden atlarlar ve oyunlar oynarlar. Bu gün, çiftçiler, bol ürün vereceği inancıyla ekin ekerler. Çocuklar ise, kovalara taş doldurup, bir kepçeyle kovaya vurup sesler çıkararak çadırın etrafında dönerler ve şunu söylerler: “Yer yarılıp ot çıksın, meme yarılıp süt çıksın”. Bu günde, küsülü ve dargın olanlar birbirinden özür dileyip barışırlar. Yüreğini kötü şeylerden böylece temizlemiş olurlar. Bundan dolayı da, yeni yılın mutluluk ve bolluk getireceğine inanılır.
Nevruz günü, “Balban güreşi” (Pehlivan Güreşi), Er Oodarış ” (At üstüne binilerek atın üzerinden birbirini düşürme oyunu), ” Köz Tangmay” (Körebe Oyunu) , ” Er Sayış” (At üstünden birbirini okla düşürme oyunu), ” Arkan Tartmay” (bir ipin iki ucundan tutan iki ayrı grubun birbirini çekmesi oyunu) ve benzeri oyunlar oynanır.
Nevruz, hem Kurban, hem de Ramazan bayramından daha coşkulu, gösterişli ve dini motiflerle süslenmiş olarak geçmektedir. Halk, “mayram menen”, ” mayramınızdar menen “, ya da “mayramınız kuttu bolsun” gibi sözlerle birbirlerinin bayramını kutlamaktadırlar. Hatta bu bayrama has şu dua yapılır: “Durma Nevruz! Geliver Nevruz! Halkımız sağlıklı ve mutluluk içinde bir yıl geçirsin. Tarlamıza bol ürün versin. Altımızdan beyaz dastarkon (sofra), başımızdan mutluluk ve zenginlik, rızk, uzun ömür ve birlik ve beraberlik hiç gitmesin” derler.

Özbekistan

Özbekistan’da Nevruz bayramı bir hafta devam eder. Nevruz bayramına Özbekler “Seyil Eğlenceleri” adını verir. Seyil Yerleri dönme dolaplar, çalgıcılar, beçeler, seyyar satıcılarla dolar. Bayramın ilk günü insanlar ev ev gezerek birbirlerinin bayramlarını kutlarlar. Her aile bu güne özel milli yemekleri olan “aş” etli pilav yaparlar ve ziyaretçilere ikram ederler. Ayrıca yeşil, siyah çay ve meyve de ikram edilir (Karaboev , 1993:61). Çeşitli eğlenceler ve oyunlar sergilenir. Nevruz bayramından esinlenen tiyatro oyunları sergilenir. Nevruz bayramı genelde şarkı, dans, kukla gösterileri, güreş, at yarışları ve milli oyunlarla kutlanır. Bir diğer ve ilginç eğlence türü de “darbazcılık” gösterisidir.

Darbazcılık halat üzerinde yürüme sanatıdır. Darbazcılık’ın Özbekistan’da orta çağlardan beri eğlence olarak kutlandığı bilinir. Eğlencenin bu türü her zaman halk tarafından büyük ilgi görmüştür. Eskiden Özbeklerde bütün bayramlar darbazlarsız yapılmazdı. Dar yeri meydanlarda ve pazarlarda kurulurdu. Onların gösterilerini küçük büyük demeden herkes büyük heyecanla beklerdi. 

Darbazcılık erkeklere has olup atadan oğula kalan bir meslektir. Erkek çocuklar babaları ya da yakın akrabaları tarafından küçük yaşlarda eğitilir. Darbazcılık çok zor ve meşakkatli bir uğraştır. Güç, sabır, denge, dikkat, dayanıklılık ve esneklik ister. Genelde darbazcılar beyaz gömlek, siyah şalvar ya da çok renkli milli kıyafetler, ayaklarına ise deriden yapılmış ince çizme giyerler. Darbazların gösteri yaptıkları halatın yüksekliği 4 metreden 50 metreye kadardır. Bu yükseklikler haliyle çok büyük dikkat ve hassasiyet ister. Gösteri sırasında ellerine dengelerini korumak için uzun, ince demir alırlar. Burada marifet darbazcının halat üzerinde tek ayak üzerine durabilmesidir. Halatın bir ucundan diğer ucuna ulaşınca dönüşü sırtıyla geri gelmesi gerekir. Bu da darbazcılığın bir özelliğidir.

Eskiden darbazcılar Nevruz bayramında köy köy gezip gösteri yaparlardı. Gittikleri yerlerde önce Özbek Türkler’ine ait uzun ince ney, zurna ve davul çalarak halka duyuru yaparlardı, onlar halatlarını çekene kadar halk meydana toplanırdı. Gösteri yapılırken sırasını bekleyen diğer darbazcılar dopu dedikleri milli şapkalarını ellerine alarak halktan para toplarlar. Herkes durumuna göre dopuya para atar. Darbazların dar gösterisinden sonra onlara eşlik eden sanatçıların şarkı ve dans gösterileri başlardı. Bu sırada onlarla birlikte gezen seyyar satıcılar pamuk helva, seker ve diğer yiyecekleri satarlar. Nevruz günü büyük küçük herkes için unutulmaz eğlenceli bir gün olurdu.

Türkmenistan

Yeni günün ilk gününe Türkmenler Novruz derler. Türkmenler Novruzdan bir hafta önce temizliğe ve hazırlığa başlarlar. O güne özel Türkmen çöreği, Türkmen petiri, külçe, yağlı börek, şekşeke, koko, bavursak ve Türkmen pilavı yaparlar. Ne kadar çok yemek yaparlarsa yeni yılın o kadar bereketli ve bolluk içinde geçeceğine inanırlar. Türkmenlerde Semeni, Nevruzun özel yiyeceğidir. Komşular biraraya gelerek büyük bir kazanda buğday özüne, un, şeker ve su ekleyerek hazırlarlar. Bir gün önceden pişirilmeye başlayan bu yiyecek bayram sabahı yenir.

Nevruz geleneğinin uygulamalarda bazı farklılıklar görülmekle birlikte, Orto Asya Türk Cumhuriyetlerinde aynı tarihler arasında her toplum tarafından kendine özgü ayrıcalıklarla kutlanan geleneksel bayram niteliğini taşır. Ayrıca Orta Asya kökenli olan Nevruz bayramı İslami döneminde de Nevruz adıyla kutlanmıştır.

Saha Türklerinin Isıhak Bayramı

Nevruz Bayramının benzeri Rusya Federasyonu’nun Sibirya bölgesinde yaşayan az nüfuslu Türk halklarında da kutlanmaktadır. Bölgenin iklim şartlarına uygun olarak uzun bir kış ve kısa bir yazdan oluşan dört değil iki mevsimin yaşanması bu bayramı diğer Türk halklarının kutladığı şekilinden farklı kılmaktadır. Bu sebeple Sibirya bölgesindeki Türk halkları yeni yıl, yeni gün ve baharın gelişini Isıah bayramı adıyla kutlarlar.

Isıah, Saha Türkler’inin en büyük geleneksel bayramıdır. Her sene 21-22 Haziranda kutlanır. Isıah yaz bayramı; saçmak, serpmek anlamına gelmektedir. En uzun güne denk gelen bu kutlama güneşle bağlantılı olup, onun sıcağının ve ışınlarının yer yüzüne saçmasıyla bağdaştırılır. Yazın gelmesi ile doğanın canlanması, yeni umutlarla, yeni bir yıla başlamaları kutlamanın asıl amacıdır. Bu bayram aynı zamanda o bölgelerde yaşayan diğer Türk boyları; Tuva, Başkurt, Altay ve Tatarlarda da kutlanmaktadır. Isıah eski ile yeninin, geçmiş ile geleceğin sınırıdır. Yeni yılın ve yazın başlangıcıdır.
Bu bayram hakkındaki ilk yazılı kaynak XVII asrın sonunda Hollanda’lı seyyah İ. Plesaya aittir. Orada, Isıahı Sahaların ateş eşliğinde gece ve gündüz kutladıklarından söz edilir.
Isıah kutlaması, güneşin doğmasıyla ateş yakılıp, insanların kol kola girip güneş şeklinde yuvarlak çember çizerek halay çekmeleriyle başlar. Halaya katılan insanların yıl boyunca güçlü ve canlı kaldıklarına inanılır. Bu kutlama iki gün iki gece devam eder. Çemberdeki insanlar zaman zaman değişirler. Halaya güneşle ilgili şarkılarıyla eşlik ederler. Güneş halayının adı Osuohoydur (Kayhan Shurubu 2017,124). Kutlamada Saha Türkler’inin en önemli ve kutsal sayılan içecekleri kımız dilek tutularak içilir. Daha sonra kımızı mal ve kıymetli eşyalarının üzerine çoğalsın ve bereketlensin diyerek püskürtürler. Isıahın en önemli oyunu ise Dıgın oyunudur. At yarışı olan Dıgında erkekler hız ve güç yeteneklerini sergilerler. Kazananlar halk tarafından büyük ilgi görür ve ödüllerle mükafatlandırılır.
Kutlamanın diğer bir önemli geleneğiyse Olonho yarışıdır. Olonho Sahaların milli destanıdır. Destandan parça anlatarak bir birleriyle yarışırlar. Yanı bu bir sözlü atışmadır. Destanda ise insanların doğayla uyumu en iyi şekilde anlatılmaktadır. Isıahın en değerli misafirleriyle Olanhocular olup büyük ilgi görürler. Her kutlamada olduğu gibi geleneksel yemekler yapılır. İki gün kutlanan İsıah, Saha Türkler’inin güneş halayı, kımızi, Dıgın at yarışı, olanho yarışı, geleneksel şarkı ve türküleri, yemek ve eğlenceleriyle kutlanan en renkli bayramlarıdır.

Altay Türklerinin Geleneksel “Çaga Bayramı” (Yeni Yıl)

Saha, Tuva, Hakas, Başkurt ve Tatar Türklerinde olduğu gibi diğer Türk Cumhuriyetlerindeki Nevruz Bayramı, “Çaga Bayramı” ya da ” Beyaz Bayram” adıyla Altay Türklerinin de her yıl kutladıkları yeni yıl bayramlarıdır (Kayhan Shurubu, 2017.119). Bu bayram Şubat ayının sonu Mart ayının başında, yeni ayın doğmasıyla başlar. Ay takvimine göre belirlenen bu kutlama yeni ayın ilk çift rakamlı gününde kutlanır. Çok eskiden beri kutladıkları bu bayram Altay Türkler’inin hayat şartlarına uygun, güneş ile ay takvimlerinin eşitlenmesiyle bağlantılıdır. “Çaga Bayramı” aynı zamanda Moğollarda, Buryatlarda, Kalmuklarda ve Tuvalarda da kutlanır. Kutlama, güneşin doğmasıyla güneşe tapma gelenekleriyle başlayıp, ateş yakılıp dua ve dileklerini dilek ağcına bağlamalarıyla devam eder. İlk önce süt ürünlerinden her hangi birini içerek yılın bolluk ve tokluk içinde geçmesini dilerler. Aile, boy ve halklarının çoğalmalarını dileyerek ülkelerinin barış ve huzur içinde mutlu yaşamalarını temenni ederler.  “Çaga Bayramı” çok eğlenceli bir bayramdır. İnsanlar coşkuyla yeni yılın gelişiyle baharın ve canlılığın başlayacağını, oyunlarla, şarkılarla kutlarlar. Geleneksel Saha yemekleri pişirilir ve bir arada yenilir.
Geleneksel bayram olarak yıllardır kutladıkları “Çaga Bayramı” 2013 yılından beri Altay Devletinin Resmi Bayramı olarak kutlanmaya başlamıştır. Bu gelişme ise Altay Türkleri’ni dünyaya tanıtmak için iyi bir fırsat olmuştur.

 

Dr. Shurubu KAYHAN

shurubukayhan@gmail.com

 

KAYNAKLAR

BEYDİLLİ Celal (2005), Türk Mitolojisi, Ansklopedik Sözlük, Yurt Kitap Yayınları, No:183, Ankara.

CUMAKUNOVA, G. ÖGEL, B. (1997), “Nooruz Bayramı: Doğa ile İnsanın Bütünlüğünün Simgesi”, Bilge, 12.

KARABOYEV, M. (1993), Özbekistan’da Nevruz, Ankara.

KAYHAN, Shurubu (2017), Beşikten Mezara Türk Dünyasının Gelenekleri, Dört Mevsim Yayınlar, İstanbul.

ÖGEL, B. (1997), Türk Mitolojisi, C.I, MEB Yayınları, İstanbul.

SEPARALİN, B. (1993), “Kazak Türklerin’de Nevruz”, Ankara.

Yorum yazabilirsiniz