Tarih Türk Dünyası

Kaya Yüzeyinde Binlerce Yıl: Kazakistan’da Şaşırtan Arkeolojik Keşif

Kazakistan’ın güneyinde, Burhansay boğazında yapılan yeni arkeolojik keşif, bölgenin binlerce yıllık tarihini tek bir kayalık peyzajda görünür hâle getirdi. A. H. Margulan Arkeoloji Enstitüsü’nün açıkladığına göre, alanda 1200’den fazla petroglif ile birlikte, çok nadir rastlanan eski Türk runik yazısına ait kısa bir yazıt tespit edildi.

Araştırmacılar, bu bulgunun yalnızca sayısal olarak değil, tarihsel çeşitlilik açısından da dikkat çekici olduğunu vurguluyor: Aynı vadide Tunç Çağı’ndan Orta Çağ’a kadar uzanan yaklaşık dört bin yıllık bir kültürel birikim okunabiliyor. Kaya yüzeyleri, farklı dönemlerde yaşamış toplulukların izlerini üst üste taşıyan bir “açık hava arşivi” niteliğinde.

Dört Bin Yıl Aynı Kaya Üzerinde

Boğazdaki kaya resimleri tek bir döneme ait değil — yaklaşık dört bin yıllık bir zaman diliminde birikmişler. Enstitünün araştırmacısı Anatoliy Şayahmetov, buluntuların konumunu şöyle açıklıyor: beş farklı resim grubu bir dere yatağı boyunca uzanıyor. Kronolojik olarak bu eserler Tunç Çağı, Erken Demir Çağı, Orta Çağ ve daha sonraki dönemleri kapsıyor.

En eski çizimler MÖ III. binyılın sonlarına tarihleniyor. Betimlemelerde ağırlıklı olarak keçiler, hörgüçlü develer ve av sahneleri yer alıyor. Orta Asya için bu tür sahneler oldukça tipiktir: hayvan figürleri hem ekonomik yaşamı hem de ritüel anlamları yansıtır. Deve sadece bir yük hayvanı değil, aynı zamanda zenginliğin ve uzun mesafeli yolculukların simgesidir; keçi ise dağlık bölgelerdeki çoban topluluklarının temel geçim kaynağıdır. Av sahneleri ise araştırmacılar tarafından çoğu zaman büyüsel bir anlam taşıyan, “avın başarılı olmasını sağlama” amacıyla yapılmış temsiller olarak yorumlanır.

Petrogliflere ek olarak üç mezar kompleksi de keşfedildi — Burhansay 1, 2 ve 3. İlk değerlendirmelere göre bu mezarlıklar Erken Demir Çağı ve Orta Çağ’a ait. Bu durum, vadinin yalnızca resim yapılan bir yer olmadığını; aynı zamanda göçer toplulukların konakladığı, gömü yaptığı ve mevsimsel olarak kullandığı bir alan olduğunu gösteriyor. Su, barınak ve uygun geçiş yolları sayesinde bu tür vadiler yüzyıllar boyunca farklı topluluklar için önemli bir durak olarak kalabilmiş olabilir — tıpkı farklı sahiplerin gelip geçtiği ama işlevini kaybetmeyen bir yol üstü istasyonu gibi.

En önemli buluntu ise runik yazıt. Bu yazıtın IV–X. yüzyıllar arasına tarihlendiği düşünülüyor. Enstitünün baş araştırmacılarından Boris Jeleznyakov, bunun “son derece nadir” olduğunu belirtiyor: yazıt, Talas yazı geleneğiyle — eski Türk runik yazı sisteminin bölgesel bir çeşidiyle — yazılmış.

Bağlamı anlamak için kısa bir açıklama gerekir: Eski Türk runik yazısı, İskandinav runeleriyle aynı şey değildir; sadece taş üzerine kazınmaya uygun köşeli şekiller nedeniyle “runik” denmiştir. Türk yazı sistemi bağımsız olarak ortaya çıkmıştır. En bilinen örnekler Moğolistan’daki Orhun yazıtlarıdır — kağanları anan, adeta taş üzerine yazılmış bir devlet kroniği niteliğindeki metinler. Talas geleneği ise bunun daha yerel bir koludur ve Orta Asya’da, bugünkü Kazakistan dahil olmak üzere geniş bir alana yayılmıştır. Bu, yazının yalnızca saraylarda değil, dağ vadilerinde, göçerler ve tüccarlar arasında da yaşadığını gösterir.

Yazıt, epigrafi uzmanı Vladimir Tişin tarafından çözümlenmiştir. Metin beş işaretten oluşur ve “Er atım Aba” — “Benim adım Aba” şeklinde okunur. Ne bir unvan, ne bir tarih, ne de tanrılara bir yakarış içerir. Jeleznyakov’a göre Aba adlı kişi bu yeri kendine ait saymış olabilir ve kayaya adını kazıyarak adeta kişisel bir imza bırakmıştır.

Cambıl bölgesi bu tür keşifler için tesadüfi değildir. Tarihsel olarak Talas vadisine ve İpek Yolu üzerindeki en eski şehir merkezlerinden biri olan Taraz’a bağlıdır. Yüzyıllar boyunca ticaret ve göç yollarının kesiştiği, yerleşik ve göçebe kültürlerin birbirine karıştığı bir bölge olmuştur. Taraz, bozkır ile tarım vahaları arasında bir geçiş noktasıydı; çevresindeki vadiler de su kaynakları, barınaklar ve mevsimlik otlaklar nedeniyle sürekli kullanılmıştır.

Kazakistan genel olarak zengin petroglif alanlarına sahiptir. Örneğin Almatı bölgesindeki Tanbaly UNESCO listesinde yer alan, binlerce kaya resmine sahip bir komplekstir. Burhansay ise daha küçük ölçekli ama benzer nitelikte bir keşiftir: dağ vadisinin, farklı dönemlerde gelen toplulukların izlerini saklayan uzun süreli bir kültürel arşiv olması.

Yorum yazabilirsiniz